Ve son, ve kiii, ve son ki üç beş!
Sevgili okurlarım,
Artık Cefri'nin yaptığı baskıya dayanamaz hale geldim. Ender ve Çağdaş (bkz: Magnus & Gunnar) da ufaktan sıkıştırdı. Ben de kendime bir çeki düzen verdim ve enternet bağlantımın kendine gelmesiyle kendimi bunları yazarken buldum.
Şimdi.. Yazılacak çizilecek çok şey var. Size, Ankara'ya yaptığım turistik geziden bir sonraki yazımda bahsedeceğim. Evliya Çelebi miasli bir yazı dizisi hazırlamayı düşünüyorum. Sırf Ankara'yla ilgili...
Evet, bu akşam bir iki yazı daha yazmayı planladığımdan kelli (bkz: Kelly's) bu ısınma yazısını babamla skype aracılığıyla yaptığım ufak sohbetten bir alıntıyla noktalıyorum.
Her nerede yaşanıyor ve yaşatılıyorsa.
ben: ben
babam: babam
Evet, hazırsak başlıyalım (trakkk parmaklar çıtlar).
ben: bla bla bla
babam: hödö hö hödö
.
.
.
.
ben: sorma baba ya ayı gibi oldum yine
babam: ooolum içkiyi bırak ota dön
ben: hm?
babam: ne hm? iyice anlamaz oldu bu çocuk..
ben: diyorum ki ayı gibi oldum ayı
babam: tamam işte içkiyi bırak ota dön zayıflarsın diyoruz
ben: hm?
babam: ...
ben: ...
babam: ...
ben: ne? ne diyosun baba?
babam: lan salak salata ye hıyar mıyar
ben: haaaaaa (anladım)
babam: hah iyi bari
Tamam. Sanırım ufak bir ara verip Ankara turuma başlıyorum. İki yazı arasında iş tutanın işi rast gitmez. Ona göre.
Labels: Ankarali Turgut, ayı, babam, ben, hıyar, İŞTUT sendikası, Kelli, Kelly's, ot, prekazi

0 Comments:
Post a Comment
Subscribe to Post Comments [Atom]
<< Home