Ölü oyuncaklar ve dahası
Canlarım,
Son zamanlarda yazdıklarımla ilgilenen kişilerin sayısında ciddi bir artış var, okuyucu kitlem genişledi. Her zamankinden çok kişiye sesleniyorum şu anda ve bunun haklı gururuyla kasılarak devam ediyorum bu yazıya.
Sizlerin de bildiği gibi bir süredir bir kültür sanattır gidiyor. Bu yazı da o serinin bir devamı olacak. Heyecan verici olayların olmadığı, rutinden rutine koştuğum şu günleri de sanata ve kültüre ayırmakta bir sorun görmüyorum. Benim okuyucum en iyisini hakeder (verdim gazı geldi mi?).
Evet sanırım sıra haberi vermeye geldi. Stella M. Trevez'in 4. kitabı olan "Ölü Oyuncaklar" ha çıktı ha çıkacak. Tanımayanlar için bir özet geçeyim hemen. Kendisi ilk kitabı olan "Ben 44 Yaşındayım Oğlum 53" ile 4. sıradan İngiltere listelerine giriş yapmıştı. Kitapta anlatılan doğa üstü, ürkütücü ve hatta insana "lan noluyo" diyip gece ışıklari yaktırıp oturtan (kendimi tenzih ediyorum ben korkmam, siz de bilirsiniz) ve gerçek hikaye sayesinde Stella M. Trevez kısa zamanda kendine bir hayran kitlesi oluşturmuştu. Anlatılan hikayeyi önceden kısmen bildiğim için de biraz fazla etkilenmiş olabilirim. Ona itirazım yok. Alın okuyun o kitabı da. Bayağı güzel..
Neyse yeni kitap demiştik. Arka kapakta yazdığına bakılırsa:
Neyse yeni kitap demiştik. Arka kapakta yazdığına bakılırsa:
İki can dostun çocukluk duygularının yıllarla birlikte yıpranışını anlatan bu roman, genç bir kadının esrarengiz bir şekilde ortadan yok olmasıyla başlıyor.
Tutkulu bir aşkın, inanılmaz entrikaların ve ürkütücü bir ihtirasın iç içe geçtiği bu romanda gizemli bir maceraya tanık olacaksınız.
...deniyor. Esrarengiz kaybolmalar falan. Stella hanım bizi yine diken üstüne oturtacak anlaşılan. Evet kitaplarının bir kötü yanı var o da eline alıp yatağa girememen. Uyku öncesi olmuyor yani. Gerçi ben zebellah boğmuş adamım bana bir şey olmuyor da başkalarından duydum uyku kaçırdığını. Entrikadan ve ürkütücü ihtirastan ise gerçekten korakarım, mahveder adamı. Eylül gibi İstanbul'da olacağım, ondan önce ise kitabı almam zor gibi görünüyor. Spoiler veren olursa kalbini kırarım!
Diğer bir haber ise proje aşamasından beri takip ettiğim bir kitapla ilgili. Kitabın yazarlarından biri benim burada vıdı vıdısını yapıp durduğum, yeri geldikçe bağrıma bastığım, arada bir de itin g.tüne soktuğum Cefri (sayıyla Jeffrey). Kendisiyle tanıştığımızda bacak kadardık. Bu hep böyle duygusal havari bir çocuktu "vur ensesine al ekmeğini" tarzında (şaka lan şaka). İçimizde kitap yazacak biri varsa oydu yani. Sonunda o da oldu. 3-4 senedir bu kitap hakkında konuşuyorduk ve son haberlere göre kitap evleriyle görüşme aşamasına gelinmiş. Kitabın konsepti de çok ilginç. Cefri'nin yazdığı bölüm şiirlerden oluşuyor diğer bölüm ise çizimlerden. Zaman içinde şiirlerin bazılarını okuma fırsatım olmuştu ama çizimleri hiç görmedim henüz. Cefri'nin al bunu oku dediği şiirlerle ben tabiki dalga geçtim hep, sırf dağ hayvanı imajımı çizdirmemek için. Ama buradan itiraf ediyorum kendisine: her biri güzeldi, kitap olarak görmekten çok mutlu olacağım. (evet sayın okur, yazarımız burada kendisiyle hesaplaşıyor, gurbette biraz gevşedi sanırım). Detaylarını bilmeme rağmen bazı şeyleri sürpriz olarak sonraya bırakıyorum ama elimde bulunan şiirlerden birinden bir bölüm ekliyorum. Zira kitabın arka kapağı olmayacak. Huuuu evet biraz sızdırdım.
Tabanlarını yere vura vura koş ki
acı versin gidişin bile...
Geride bıraktıklarının değil,
gidişinin gerçekliğini hisset yüreğinde
Hep bir sözün olsun söyleyecek dilinde,
sen sus,
söyleme..
İnat olsun geçmişine...
Kitabın ismiyle ilgili bir çelişki var aklımda o yüzden aha budur diyemiyorum. Zamanı gelince kapak mapak adam gibi tanıtırım.
Yukarıdaki şiiri de alıntı yerine sayın. Gerçi Cefri'yle bu akşamki muhabbetimizden 8-10 tane babalar gibi alıntı çıkar ama yeri ve zamanı değil henüz, yazık günah. Gözlerinizden öpüyorum.
Labels: cefri, fenerbahçe, lacivert, şampiyon, sarı, tek büyük

1 Comments:
Eksik olma mehmet kardeş, senin de reklamların olmasa bizim ailenin açlıktan ağzı kokacak.. Gerçi reklamlar biraz eksik olmuş gibi geldi bana.. Asıl anamın fındıklı kurabiyelerini övücektin hani? Neyse onu da başka bir yazı dizine sakladın diye tahmin ediyorum.. Yeni bir başlık altında önemini kaybettirmeden detaylandırırsın. Sen yazmaya devam et ben yayınevleriyle kanka olayım senin blogları ciltlettiricem merak etme.. İmza günlerinde yan yana imza isteyenlerle dalga geçeriz artık. Neyse yorum mu yazıyorum blog mu belli değil.. Sana özendim herhal.. Öpüldünüz gıdııınızdan..
Post a Comment
Subscribe to Post Comments [Atom]
<< Home