28 April, 2009

Göteborg (yine, yeni, yeniden, igen)

YO!

Buradaki yandaşlarımla arada bir gittiğim bir yerden dem vurmak isterim (çok ani bir giriş oldu, başım döndü). Bahsettiğim yerin adı "Mikrobryggeriet". Adından da anlaşılabileceği gibi kendi çapında bir biracı. Kendi biralarını yapıyorlar anlayacağınız. Bir seferde ancak üç-dört çeşit bulunuyor. Son gidişlerimde denk geldiklerimden bahsedeyim:

IPA: India Pale Ale'in ipalanmış hali. Gayet acı (bitter demeye dilim varmıyor, resmen limon suyu içer gibi). Efsaneye göre Hindistan İngiltere sömürgesiyken oranın mahsülünden "ale" üretip kraliçenin emriyle anavatana gönderirlermiş. Fakat gemi yolculuğu aylar aldığı için mazoutunu biraz fazla koyarlarmış ki bozulmasın (kesinlikle inanıyorum, o biranın içinde bakteri, mikrop, küf olamaz). Ay aman acı içemedim zırvasını bırakıyorum. Dördüncüden sonra "oh ne güzelmiş" dedim.

Steamer: Bu benim kış sezonu favorim. Ne olduğundan emin değilim ama pils veya stout olmadığını biliyorum. Rengi kolaya benziyor. Tadı da şahane. Kola mı lan yoksa? Neyse bunu biraz daha araştırıp geri size döneyim. Bu akşam gideyim hatta, okur kitlem merakta kalmasın.

Oslo Pils: Bildiğimiz boktan Oslo birası. Yine de bakkalda markette satılana beş basar tabii ki. Ben içmedim, içenlerden duydum. Steamer varken neden başka bir şey içerler anlamıyorum zaten.

Hefe Weizen: Daha çıkmadı. Heyecanla beklediğimiz Alman Ekolü... Mayıs dediler, sabırsızım.


Yaşadığım muhit itibariyle etrafım ıp-tıs tarzı kulüplerle çevrili. Pub diye gittiğim yerler bile belli bir saatten sonra acayip bir tepişme arenasına dönüşüyor. Mikrobryggeriet Göteborg'daki Järntorget Havası'nı Oslo'da bir türlü yakalayamayan bana ilaç gibi geldi demeliyim o sebeple. Adam gibi pub işte. Git biranı al otur bara iç. Müziği asab bozmaz. Kelly's alternatifim.

Göteborg ve Kelly's demişken başlığa dönüp Levent'in hafta sonu çağrısına buradan cevabımı vereyim. Perşembe akşamı geliyorum. Sana tentative değilim, bilakis kabulüm. Kelly's'de (çift kesme işareti en az 4 puan getirir) fink atalım.

Ayrıca araştırma raporlarıma göre Ender basın yayın organıma artık bakmıyor. Ben geldiğimde umarım şehri terketmiş olur yoksa kalbini kırabilirim.
Lost a planet Master Obi-Wan has. How embarrassing.
Master Yoda
Gş: Blackfield - Pain

20 April, 2009

Ara Verelim

Canlar!

Çok meşgûlüm çok. Götümde ayı bağırıyor (bkz. Gemide). Müslüman olduğum için iş yerinde hor görülüyorum. İslam'ın 7 gereğinden biri olan sükûnetimi yitirmek üzereyim ama (bkz. Selçuk Erdem'den "Kaçın Tavşan Delirdi"). Durumu toparlamak için Gajdop'tan aldığım bir teleksi ekliyorum:

ahaha olum istanbul da erke muhendislikte calisan marmara universütesi mezunu gibisin. haftasonlari da calisiyo adam. allahtan para veriyolar en azindan bi farkin var. farki farkedin, parka park edin (Eskisehir yerel radyösü Park FM in cungulu)

diceyin,
mc gajdop

Günümü gün ettin gajdop saallahrazosun.
Ayrıca web projesinden vazgeçtim. Rock band kurup backstagede gangbang yapalım diyorum.

4 mevsim blog yazarınız,
Mehmet Abiniz

Gş: Ayreon - Day Eleven - Love

Neye ara verdin derseniz.. Hikayeye...

Labels: , , , , , , ,

16 April, 2009

General Motors Özel Eki

Sevgili okurlarım,

Bu gezi kitabım Trollhätten adlı batakhanede çilesini dolduran biricik kır çiçeğim, nilüferim Gajdopum'a ithaf edilmiştir. Fenerbahçe'yi kendine bile itiraf edemeyeceği şekilde seven, etrafta kimse yokken halaybaşıcılık oynayıp youtube dansları deneyen (lörke), sıkıldıkça kendi kendine Almanca espiri yapan...

BÖLÜM BİR

Hikayemiz Verşova Ürkbükü Havalimanı 3 bölü 11 Numaralı Yan Hatlar Terminali'nde başlıyor. Kahramanımız Aybek check-in'deki bâyan elemanla Çek Havayolları'nın evcil hayvan politikasını tartışmakta(*):

A: Ne demek kabine kaplumbağa alamayız?
E: Üzgünüm beyefendi. Bakın burada yazıyor.
A: (yarı mırıldanarak) hm hm hm.. kaplumbağaaa... hm hm hm.
A: Ama neden? Kedi köpek de mi almıyorsunuz?
E: Şirket politikası efendim. Kaplumbağa yasak. Diğerleri serbest.
A: Haydaa! Su kaplumbağası ama bu kokmaz, bulaşmaz.
E: O zaman uluslararası sivil havacılık kurallarına göre kabine 100ml' den fazla sıvı alamazsınız derim. Baksanıza şuna, mayın kadar(**)! Bu kaplumbağaya nereden baksanız bir litre su lazım. İmkansız efendim. Zaten bu X-ray den geçerken ölür.
A: Niye X-ray?
E: 1 litre su alamazsınız yanınıza.
A: Kabindeki sudan koyarız, yok mu uçakta şaşal?
E: Kaplumbağa yasak efendim zaten pazarlık yapmayın.

Kısa bir sessizlik kopar!

A: NEDEN?
E: ORÇUN!

Bir bakışma! Inının! Hemen arkasından ince bir sırıtış.

Elemean Aybek'e doğru uzanır ve eline bir not tutuşturur. Sonra kulağına seksi ve nefesli bir tonla(***):

E: Bunu uçağa girince Nermin adlı kabin görevlisine ver. Heleman selam söyledi de.

Aybek notu alır cebine koyar, iyice havaya girip bir göz kırpar. Onu da beceremez gerçi. Yanlışlıkla dilini ısırır. Ağlaya sızlaya uzaklaşır.

~~~~~//~~~~~

(*: check-in Çek Cum. aliterasyonu!)
(**: Enderş'i unutmuş dedirtmem)
(***: burundan hımf hımf gibi)

BÖLÜM İKİ ----------> pek yakında

Gş: Dredg - Bug Eyes

Yukarısı alıntı dolu. Hangisini kendinize yakın hissetiyseniz sizin olsun.

12 April, 2009

mmk vs Türk Futbolu

Canım benimlerim,

Yahu hayat gurbette ne kolaymış? Futbolla alakasız günlerim meğer ne güzelmiş? Saçım beyazladı, ömrümden 3 yıl gitti geri gelmez. Ne maçtı ne derbiydi allah yarabbı? Yazıklar olsun alayınıza, Türk Futbolu'na verdiğim emeklere. Puh size ayılar! Neyse..

Diyeceklerim bunlardı. Öptüm.

09 April, 2009

Biz Neden Kovuluyoruz

Merhaba sevgili Mehmet-severler!

Sizlere İstanbul stüdyolarından merhaba demenin tatlı ve çocuksu coşkusundayım. Siz nasılsınız inşallah?
Tempom yoğun, görülecek arkadaşlar, ziyaret edilecek aile büyükleri ve içilecek rakılar var hala. O yüzden girizgah burda bit.

Az önce telefon konferansı yaptığım gajdop ilen çok enteresan bir diyaloğa daha imza attık. Bu arada Mehmet Abi'niz gururla sunar: Gajdop da uzun müzakereler ve pazarlıklar sonucu web projemize katılmaya ikna edildi. Bendeniz, Cefri ve Gajdop'dan oluşan yazar ekibine Levent, Ender ve pekçoklarınız tanımadığı birkaç tane daha Göteborg Türkü de yorumcu olarak katılacak. İlerleyen dönemlerde yorumcu olarak eklenmesini çok istediğim bir kaç isime ise henüz bu konudan bahsetmedim ama hepimizin sevdiği çizgi karakterler olduklarından pek bir sorunla karşılaşılacağına inanmıyorum. Şimdi telefon görüşmemizden çıkan sonuçlara geri dönmek istiyorum.

Mesele şu: Ben Gajdop ve Ender bir müddettir çeşitli masa başı işlerinde sıçışlardayız. Canımız çok sıkılıyor. Ben ortalık yerde top oynuyorum, gajdop telefon marifetiyle milleti taciz ediyor, ender ise hiç oralı değil, urşkaylan göl kenarında geziyır. Kovulma sebeplerimizi araştırdık ve şu sonuçlara vardık:

Ben: İşi beceremediğim için baskı altındayım. Kovulmam da bundan olacak herhal. "Mehmetcim sen bu işi yok olmadı yani. Hadi canım benim yörü" şeklinde...
Gajdop: "Şirketi kapattık biz. Erman da dediydi 20 senedir kar etmiyoruz daha önceden dinlesek kapatmazdık ama işte aptal kafamız. Yörü canım" şeklinde...
Ender: "Biz senin bi sik yapmadığını farkettik. Kuru masraf oldun bize biz seni artık sevmiyoruz, sana diiliz. Yörü lan sie!" şeklinde...

Biz ipe sapa gelmez, arsızlıkta itlikte piçlikte sınır tanımayan, lisedeyken kah orospu çocuğu kah kaypak olmuş delikanlılarız. İsteyene ev hayvanı olarak varmaya razıyız.

Ben Cumhuriyet'e gidiyorum. 2009 mahsülü Yeni Rakı'ya not vermem için pazardan beri dır dır ediyorlar. Gidip bir bakayım. Sizleri de cucumanınızdan öpüyorum!

Ben sanki sabit bir...!
Ebru'ya kızan ben

Gş: Dredg-Sang Real (çok kıral çocuklar)

eXTReMe Tracker