20 October, 2008

Ve sonunda: Ankara

Sevgili Silah Arkadaşlarım,

Norveç hükümeti beni bazılarınızın bildiği üzere bu yaz bir iki günlüğüne Ankara'ya sürdü. Durumla ilgili önceden yapılmış uyarılara kulak asmadığım için kimseye bok atacak durum yok. Detayları şurada bulabilirsiniz efendim.

Sabırsızlıkla beklenen Ankara yazı dizime lafı daha fazla uzatmadan başlıyorum. Fotoğraflarla süslediğim bu sütunu okurken umarım benim Ankara'da aldığım keyifden bir ramak da size bulaşır, en yakın tatilinizde siz de Ankara'yı bir ziyaret edersiniz. Gezip gördükçe de beni hatırlarsınız, anarsınız. Haydi bakalım...



Aslında yazı dizisi hazırlama niyetindeydim. Sanırım yukarıda bir yerlerde de belirtmiştim, merak eden bakabilir. Ama hızımı alamadım ve hepsini tek yazıya sığdırdım. Bu arada aslında daha çok resim çekmiştim ama bazı eser-binalardan adamlar çıkıp "potonraf yasah" gibi bir şey dediler. Tam anlamadım ne demek istediklerini ama yaklaşımlarındaki atak tavır dostane olmadıkları konusunda içimde bir şüphe yarattı. Ben de fazla üstelemedim. Galiba yöresel bir şey.

Bir sonraki sayımda bakalım nelerden bahsedeceğim. Arayı açmayın!

Mehmet Abi 911'i ara, gafamda şemsiye gırıldı, Malatya'dan 3 liraya almıştım. Beni ciddiye al Mehmet Abi!!

Canım Ender

Gş: Riverside - Loose Heart (alttaki yazı için de geçerlidir)

Labels: , ,

Ve son, ve kiii, ve son ki üç beş!

Sevgili okurlarım,

Artık Cefri'nin yaptığı baskıya dayanamaz hale geldim. Ender ve Çağdaş (bkz: Magnus & Gunnar) da ufaktan sıkıştırdı. Ben de kendime bir çeki düzen verdim ve enternet bağlantımın kendine gelmesiyle kendimi bunları yazarken buldum.

Şimdi.. Yazılacak çizilecek çok şey var. Size, Ankara'ya yaptığım turistik geziden bir sonraki yazımda bahsedeceğim. Evliya Çelebi miasli bir yazı dizisi hazırlamayı düşünüyorum. Sırf Ankara'yla ilgili...

Evet, bu akşam bir iki yazı daha yazmayı planladığımdan kelli (bkz: Kelly's) bu ısınma yazısını babamla skype aracılığıyla yaptığım ufak sohbetten bir alıntıyla noktalıyorum.

Her nerede yaşanıyor ve yaşatılıyorsa.

ben: ben
babam: babam

Evet, hazırsak başlıyalım (trakkk parmaklar çıtlar).

ben: bla bla bla
babam: hödö hö hödö
.
.
.
.
ben: sorma baba ya ayı gibi oldum yine
babam: ooolum içkiyi bırak ota dön
ben: hm?
babam: ne hm? iyice anlamaz oldu bu çocuk..
ben: diyorum ki ayı gibi oldum ayı
babam: tamam işte içkiyi bırak ota dön zayıflarsın diyoruz
ben: hm?
babam: ...
ben: ...
babam: ...
ben: ne? ne diyosun baba?
babam: lan salak salata ye hıyar mıyar
ben: haaaaaa (anladım)
babam: hah iyi bari

Tamam. Sanırım ufak bir ara verip Ankara turuma başlıyorum. İki yazı arasında iş tutanın işi rast gitmez. Ona göre.

Labels: , , , , , , , , ,

01 October, 2008

Kaza Yogasi

Muhterem Amerikalilar!

Enternet baglantimin olmadi su gunlerde size kendimi hatirlatmak istedim merkez ofisimizden. Ben takir takir yazmaya baslamadan once su linkle idare etmenizi salik veririm. Facebook marifetiyle elime ulasan ve gunume renk katan, kahramanlarini ise sevmedigim su yaziyi bir okuyun.

http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=kaza+yogasi

Simdilik bu kadar.

Bir de iyi bayramlar!

Labels: , , , , , , , , , , , ,

eXTReMe Tracker