31 July, 2008

Dıııııt

Değerli okur,

Son zamanlarda farklı basın yayın organlarında "mmk" hakkında çıkan karalayıcı ve eleştiri dozunu kaçıran bir takım ifadeler nedeniyle yayın akışı bir süreliğine durdurulmuştur. Bilginize sunarım.

Saygılar,
mehmet

hş: Porcupine Tree - Arriving Somewhere but not Here


Düden Şelalesi

30 July, 2008

Basket kariyerim

Bugün spor kaynaklı sakatlıklar konusunda uzman bir fizyoterapi merkezine gönderildim (bu arada idrott spor demekmiş hehe). Tedavim başladı. Doktor 6 hafta içinde triple doublelarına kaldığın yerden devam edebilirsin dedi. "Hukşat?" dedim. O 8 haftayı bulurmuş.

Ben yerde savunmasız bir şekilde yatarken terapist de ayağımı alıp büküp götüme sokmaya, olmadı dizimi burnuma değdirmeye falan çalıştı. Büyük bir topla hareketler falan gösterdi de ben topa mesafeli davrandım. Sinirler gerildi biraz. Arada şöyle bir diyalog vuk'u buldu:

o: you are very flexible for a guy
ben: but.. :(
o: it's not a bad thing..
ben: right.. :((
o: and you are quite strong, too. seriously stop frowning hehe
ben: :)

Sinirler biraz daha gerildi. Bana fileksibıl diyecek şahsın ümmüğünü sıkarım ben. Bu iş burda bitmedi baayan! Şaka bir yana kendisi süper. Buradan kucak dolusu sevgiler ve respek!

Sakalların duruyo mu, üstünde ne var?
Emre

gş: Mark Knopfler - speedway at nazareth

Labels: , , ,

27 July, 2008

Cumartesi

Dün gece evde uzun uzun otururdum. Çıksam mıııı çıkmasam mııı diye kara kara düşündüm. Saatler 11'i vurunca bizim frenki dürttüm artık. Yeter hadi çıkalım dedim. Bir iki mırın kırın etti. O arada ben de onu kendi çaldığı shot bardaklarıyla votkaya boğdum. Yarım saat sonra bardakları çaldığımız yere doğru yollandık. Gittiğimiz yerin adı Evergreen. Göteborglu dostlarıma şöyle anlatayım. Evergreen Kelly's e tekabül ediyor. Ucuzdur candır. Geceye başlamak için bire birdir. Benim aklımda orada birer bira içip daha janjanlı yerlere gitmek vardı. Nitekim öyle de oldu. Biraları bitirmeye yakın telefon çaldı, Bjørungs'a gitmemiz salık verildi. Göteborg'lu dostlarıma Bjørungs'u nasıl tarif etsem.. Gündüz önünden geçseniz pub sanırsınız. Ancak gece 1 gibi çok değişiyor ortalık. Respekt'e benziyor desem hmmm.. Olmadı. Yahu Järntorget'teki hiçbir yere benzetemedim şu an. Büyük ihtimalle Göteborg'da öyle bir yere gitmedim. Konuyu toparlayamadan paragrafı bitiriyorum çok uzun olur yoksa.

Neyse sadede gelelim. Ben yine elim belimde üst üste bira içiyorum. Etrafa bakıyorum milleti seyrediyorum falan. Cuğara bağlamaya dışarı çıktım, yaşlı amcalar gibi belimi tuta tuta banka çöktüm. Bir anda yanıma gökten düşme (S.A.V.) 3-4 kız oturuverdi. Ben yüce rabbim sen nelere kadirsin derken (bu noktada benim havaya ellerim açık bir biçimde baktığım hayal edilmelidir), meraba naber naapıyosun içerikli sohbet başladı. Bundan sonrasına çok dikkat edin ortalık karışıyor. Öbür yanıma da herifin biri oturuverdi. Sigara içerken yapılan tipik muhabbetler. İş güç falan. Sohbete başladık:

ben: ee sen naapıyosın, ne iş?
o: I came back from Afghanistan few days ago. I am an officer in the NATO.
ben: bullshit!
o: Hehe seriously.
ben: so what do you do?
o: I am a lieutenant colonel. I basically lead my men into battle.

Ne? Böyle ağzım açık kaldı. Suratımdaki "hassiktir lan" ifadesini görünce de çıkarıp bir iki resim gösterdi. Herif Rambo çıktı! Ben sağa sola baktım onay beklercesine. Kızlar da kafalarını salladı. Benim başımdan aşşağı kaynar sular döküldü. Rambo'nun arkadaşıysan önceden söyleyceksin kardeşim biz de ona göre pozisyon alacağız.

Bir diğer komik diyalog da şöyle gerçekleşti. Kapıdaki yarma ky olarak kısaltılacak (vakt).

ky: dude, can i ask you something?

*ben burda zaten hemen şoka girdim. herif tam bir izbandut ve mahkeme duvarı gibi de suratı var. kanka bişey sorcam yeaa diyince cidden çok şaşırdım.*

ben: sure
ky: what's the deal with the beard?
ben: what do you mean?
ky: i mean, why the beard?
olivier: he is just too lazy to shave it
ky: respect

Güzel bir akşam oldu sanırım. O kadar ilacın üstüne her akşam güzel. Kucak dolusu sevgiler.

gş: Bob Dylan - Mr. Tambourine Man

ps: Foto aparatusunu buldum. Yatağımın altından çıktı. Redbull'la çekilmiş fotoğraflar gerçekten berbat. Bir yerde düşürdüm diye gerçekten çok korkmuştum. Gerçi biri bulsa şu an bir internet celebrity olmuştum.

Labels: , , , , , ,

Efsane

Nihayet kendisinden izin almayı başardım. Bayanlar baylar! Karşınızdaaaa
Emre Anlar!

26 July, 2008

Fornebu

Ben Vigeland'a gidecektim ya. Gitmedim. Tam yazıyı baskıya verdim, telefon çaldı. Hadi Fornebu'ya. Peki dedim. Fornebu plaj bu arada. Yani Oslo için plaj sayılır. Yüzdüm güneşlendim makara kukara eve döndüm sonunda. Size verdiğim yalan bilgiyi düzeltiyorum.

Hayatımdan saçma sapan detaylar verdiğim gereksiz iki yazı yazdım bugün. Kusura bakmayın. Ne gerek vardı ben de bilmiyorum. Ayrıca fotoğraf makinem de kayıp.

Gözlerinizden,
Mehmet

Labels: , , ,

Vigeland 2

Kültür sanat köşemden biraz uzaklaşıp Çağdaş'ın yarattığı Evliya Çelebi tarzına meyilleniyorum. Sittin senedir Oslo'dasın bir adam gibi yazı yazmadın diyenlere armağan olsun. Konumuz yine Vigeland, çünkü bana çok yakın. Şu anda farkettim ki ben yine gezmemişim. İsveç'te de en çok gezdiğim şehir Stockholm olmuştu müzeler falan. Yaşadığım yerin kıymetini bilemiyorum galiba. Lan her gün yağmur yağıyo zaten başlarım böyle şehre. Kıymetine başlatmasın %#!?& (Asteriks tarzı ana avrat düz gidiş).

Burada da bir Slotsparken olmasına rağmen, Vigeland'ı Slotskogen'e benzetmek yanlış olmaz. Daha sanatsal ve romantik bir havası var gerçi heykeller meykeller. Mangal yapanı, üstsüz! güneşleneni, kafa çekeni mevcut. Bazı aktif gençler birbirlerine tabak atıyorlar, havada yakalayıp figürler falan yapıyorlar. O işin espirisini kavrayabilmiş değilim hala. Bir tür norse savaş dansı olabilir. Gelenek göreneklerine bağlı çocuklar. Araştıracağım..

Girizgahtan belli olduğu gibi bu günümü orada geçireceğim. Ufak yürüyüşler yapmam ve arada yatıp dinlenmem gerekiyormuş. E götümün dibinde Vigeland varken oraya yürüyüp orada yatmazsam ben de eşşek sayılırım. Makinemi unutmazsam belki birkaç fotoğraf da çekebilirim. Asıl amaç yan gelip bira içmek, biraz müzik dinleyip tavuk beyazı cildimi güneşe doğru germek. Yavaş yavaş kaçayım.

Bu arada ilk paragrafı tekrar okudum da biraz kendime haksızlık etmişim. Bar pavyon konusunda Oslo ve Göteborg'da tanıdığım birçok kişiyi ezergeçerus.

Bir de ufak bir kıyak geçiyorum: Eskimo tarzı balık tutacağız.

yaparım
AoE II Villager

gş: eric johnson - cliffs of dover

Labels: , , , , , , ,

24 July, 2008

Vay anasını

Laylon

Bir diyalog daha yakaladım:

tertip: annem
memo: yours truly

-------------------------------------------------------


tertip says: naaptı levent yaw?
memo says: film onerdi eşek
tertip says: berbatmıydı?
tertip says: belin nasıl?
memo says: daha iyi
memo says: agri kesici
memo says: arti iki uc bira
memo says: su an hicbiseyim yok ahahah
memo says: belim yokmus gibi hissediyorum :D
tertip says: oolum bira niye içiyon iburufenle bira mira içilmez
memo says: ciddi misin
tertip says: öbürü kodeinli zaten
tertip says: çatlakmısın nesin
memo says: 5 te ictim ama ilaci
memo says: ya alkolle alınmaz demedi kimse
tertip says: ne bilsinler senin kafa çekeceğini hasta zannediyolar seni
memo says: ama insan söyler :(
memo says: :D heheh
tertip says: aynı anda midede olmasın diyolar özellikle
memo says: bence güzel oldu
tertip says: daha 24 saat dolmadan düzeldin ama beni mahvettin
memo says: kim diyo ya onu göster ben onla bi teke tek konuşucam
tertip says: de get manyak
tertip says: yarın kaçta gidicen doktora
memo says: 10:20
tertip says: pentagon mübarek
memo says: saniye de verdiler de detay olur


Annem aile msn'inden girmiş. Kedimin de adı tertip. Ben konsantrasyonu yitiriyorum bitti bu yazı.

Günün şarkısı: Porcupine Tree - Trains (gajdop özel)

Bilmeyenler için aile msn'i: Sinan'ın tabiki kendi msn'i falan var da anne baba için aile msn'i almıştım zamanında. Annem sonunda enternet kurdu artı hacker oldu. İşte olup olmadığımı zart diye anlıyor. Neymiş, işteyken titreşim alamıyormuşum. Vallaha helal. Yakında buraya yorum yazarsa şaşırmam.

Öpüyorum hepinizi!

Labels: , , , , , , , , , ,

Breakfast

İyi akşamlar,

Sistematik olarak yürüttüğüm kendimi yok etme operasyonununda şok bir gelişme yaşandı dün akşam. Şok dememin sebebi bu sefer istemeden yapmış olmam, yani kaza. Olan yine basket oynarken oldu. Olay şöyle cereyan etti: Öbür takımdan birisi şut çekti. Çemberden seken topu Tamer Oyguç gibi aldım. Baktım önümde sadece ufak tefek adamlar var, dedim bari ben bir fast break'e kalkayım (lisedeki beden hocamız breakfast derdi. umarım hala hayattadır Cezmi hoca). Bir depar koydum görseniz aynı Rıdvan. Belden aşağım gitti, yukarım benle kaldı (çizgi film gibin). Arada olan belime oldu. Neyse uzun lafın kısası hastane mastane uğraştım iki gün ama sonunda ödülümü aldım. Bugün gittiğim hastanede doktor olduğuna inanmak istemediğim adam gelip "yau olur böyle şeyler sen canını sıkma" dedi. "Sana bir şu ilaçtan, biraz da bu ilaçtan yaziyim bişeyciğin kalmaz" diye de sözlerine devam etti. İnsan bir soyun der bir öksür der değil mi? Yok. O kadar heveslendik, hemşireye dediğim "belim ağrıyor" lafıyla bana teşhis koyup ilaç yazdı adam. Ama bahsettiğim ödül olan ağrı kesici tam bir bomba gerçekten. İki tane atıyorum, aksak aksak da yürüyorum üstüne, vallahi de billahi de House gibi hissediyorum kendimi. House M.Sc! Ha tabi işe gidemediğim için bu M.Sc de sallantıda ama her işin bir çözümü bulunur. Tez yazmamak için bir bahanem oldu, kafa yapan ağrı kesicilerim var.. Hayat daha güzel olamazdı.

İstanbul'daki doktorumla bir buluşma ayarladı annem sağolsun. Gidince bi ton emar çekilecek yine, bir de bir sürü azar işiteceğim. Çünkü ben bütün bu basketi doktorumdan gizli oynadım. Kendisi sıkı sıkı tembihlemişti aman ha diyerek. Dinleyeceğiz hepsini, kendi düşen ağlamaz.

Şu an tek derdim o kadar reklamını yaptığım Iron Maiden konserine gidemeyecek olmam. Sanırım gidemeyeceğim yani. Aslında konsere gidip gitmemek gerçekten ipimde değil de çok para verdim içim yaniy!

Son olarak: Türkiye'deki devlet hastanelerine laf eden karşısında bundan böyle beni bulur.

Şu an bundan sonraki yazılarımın sonuna günün şarkısı şeklinde bir satır eklemeye karar verdim. En azından bu yazıya ekleyeceğim bir tane.

O kadar kulağını çınlattık:

If you can fake sincerity, you can fake pretty much anything.
House M.D.

Günün şarkısı da: Pink Floyd - Time (ilk olduğu için en babasını koydum)

Ps: İki adım geri atıp yazıya şöyle bir bakınca farkettim ki codein kafası konsantrasyonu çok zorluyor hahahaha

Labels: , , , , , ,

22 July, 2008

Günün Hadisesi

Merhaba,

Ofiste yine sıkım sıkım sıkılırken cefriyle sohbete girişiverdik. Zaten o da yolluymuş bıdı bıdı konuştuk. Ortaya böyle bir manzara çıktı. Ne zamandır da diyalog aktarmamıştım iyi oldu. Haydi hep beraber izleyelim:


Thoth says: izledin mi yeni film?
memo says: kutsal damacana :(
memo says: sikiyim rezalet
Thoth says: ne işin var ya
Thoth says: 3-4 tane film saydık gitti ne izledi herif
memo says: ne saydin angut hicbisey demedin
Thoth says: vay ibnetor
Thoth says: ulan sen beni paylamadın mı offline msg attım diye
Thoth says: 3-4 tane film saydım sana ben
Thoth says: august rush dedim, once dedim, 21 dedim
memo says: 21 dedin evet
Thoth says: diğerlerini demedim mi :)
memo says: bence demedin bilemem
Thoth says: arşivimden çıkartırım ama
Thoth says: sen tut 21 i izleyeceğine git kutsal damacana izle
memo says: arşivden dauşan çıhtıııı!
Thoth says: puhahaha
Thoth says: o ne lan :D
Thoth says: hayvan güldürdün beni ofis ortamında
memo says: sırf onu yazmak için turkce klavye yukeldim eheheh
memo says: değdi
Thoth says: valla değdi.. teşekkür ederim

You are a VLCC
ofise yeni gelen çinli uşağın son sözleri
Bilmeyenler için: VLCC

Labels: , , , , , , , ,

21 July, 2008

Güncelleme

Güncel haberlerle yine karşınızdayım!

Cefri malı fragmanı kaybettiği için filmle ilgili planlar değişti. Başka bir konu bulup ona yöneleceğiz anlaşılan. Bir fragman yüzünden filmi kompile değiştirmeye ne gerek var demeyin, o kadar benim de kafam çalışıyor. Takip edin, çıktıktan sonra tırı vırı yaparsınız. Diğer konuya geçiyorum..

Öbür hadisemiz de hatırladığınız gibi Şubat'la ilgili patlattığım tatil/gezi bombası. Ben kafayı bu işe çok yordum, madden altından kalkamayacağımıza karar verdım. Daha erken hareketlenseydik olurdu ama şu an rezervasyon yapmak için geç kalınmış bir an. 2009'a erteledim bu planı, kesin gideceğiz! (bi saniye. zaten 2009 şubatı dediydik. 2010 olsun o 2010. zaten bu uzun soluklu plan yapma işine girdi mi insan böyle kalıyo ben anladım). Moral bozmak da yok! Güzel kardeşiniz bir alternatif üretti bile. İlki kadar heyecan verici olmasa bile yine de güzel. Lan iyi ki ilk planımı söylememişim bu yenisi solda sıfır kalırdı. Yeni bir göt olma ihtimaline karşı bunu da hemen söylemiyorum. Bir yandan da katılımcı kitlemden tavsiye bekliyorum. Tabi sonuçta benim dediğim yere gideceğiz ama önemli olan sizin bana söylemeniz, benim de onu kendi fikrimmişcesine size geri satmam. O yüzden aklınızdan geçen bir şey varsa bilelim.

Tez yazacağıma blog yazdım, iyi bok yedim.

Ayrıca bana konulu film tavsiyesi yapan herkese birer birer teşekkür ederim. Mutlaka hepsi çok güzeldir.

Labels: , , , , , , , ,

18 July, 2008

Muzik Kulturumuz

Bi boku da bilme be!
Gajdop'a kizan Ender

Labels: , , , , , , ,

17 July, 2008

Fear of the dark

Sevgili sanatseverler,

Yazilarin arasi giderek kapandi kapandi ve "mmk" gunluk bir gazete olmaya her zamankinden daha yakin bugun. Ama bu gaz gecici. Hissediyorum. Gazin sebebi zaten tezden ve sikintidan kacis. Tez bittikten sonra sanat & kultur haberlerini Kelebek'ten falan okuyacaksiniz mecburen. Bu gunlerin tadini cikarin. Ben buralardayken kiymetimi bilin. Ha bu arada yemin ederim kuran nimet ekmek carpsin (dinimiz, amin) bu sanat kultur sacmaligindan baska yazacak bir sey olsa kiralini yazarim. Cok isterseniz Age of Conan'daki buglardan ve benim bilgisayarimin bana ettigi zulumden bahsedebilirim ama dilerseniz bilgisayar-oyun-teknoloji konusuna hic girmeyelim, kaybederim sizi orada tozumu yutarsiniz.

Bu giris benim onemimden ve MMORPG ozlemimden dem vursa da asil amaci farkli. Zira o bir giris. Asil konu sevdigimiz, begendigimiz canli gormek istedigimiz gruplar. "Ya ne acele edicem seneye yine gelir. Amaaan ne gidicem cok uzak!" tarzindaki zevzeklikleri birakin diyorum! Cunku isin asli su: Bir bakiyorsun herifler aralarinda kavga edip grubu dagitiveriyor, bir bakiyorsun adam dalarken boguluyor, bir baskasi kalp yetmezliginden nallari dikiyor. Biz de erteledigimiz konser planlari elimizde mal gibi kaliyoruz.

Evet, bildiniz. Size nasihat vermemin sebebi benim bir konsere gidecek olmam hehee. Bu haftanin etkinligi Iron Maiden konseri! Itiraf etmem gerekir, yeri geldiginde metalle hasir nesir olmus olsam da populer sarkilari disinda Iron Maiden kulturum yok denecek kadar hic. Ayin 24'undeki konsere de hem bu eksigimi kapatmak hem de gelmis gecmis eeeeen hiper gruplardan birini ya onlardan biri ya da ben gebermeden canli gormek icin gidecegim. Dedigim gibi bilgi noksanligi olabilir, umarim hepsi hayattadir diyelim. Ben de gebermezsem o zamana kadar iyi olur. 1 hafta basketbol icin uzun bir sure ne de olsa.

Takip edenler bilir, surekli bir ha hasta oldum ha olacagim durumu vardi. Ben de careyi hasta olmakta buldum. Ipleri elime aldim ve sali aksami 2 saat basket oynadim. Ardindan da cikip kendimi buz gibi sulara biraktim, cimdim ve nihayet hasta oldum oh dedim. Basket demisken (bir ustteki paragrafa bakiniz); kolum duzeldi, kendimi hasta edebilecek kadar oynadim yani.

Bir de benim (benim derken ben dahil edildim, bundan itibaren benimmis gibi konusacagim) bir uzun metrajli film projem vardi. Ondan da kisaca soz edeyim. Senaryosunu yazan ve yonetmenligini ustlenecek olan kisi kadim dostum Cefri. Bendeniz de basrolde. Hikayeden bahsedecek olursak manyak deli bir orgut sehirde teror estirmeye ve kendi kitaplarina gore adalet dagitmaya baslar. Polis orgutunun sefi olan memur (Cefri oynayacak bu karakteri) bu orgutu onlemekte basarisiz olur ve her zaman son care olarak basvurulmasi gereken bir diger deliyi cagirir (o deli benim). Bu deli de orantisiz guc kullanmasiyla unludur ve macera boylece baslar. Aslinda fragmanimiz bile hazirdi. Hatta filmin adi da "Unnecessary Force" du. Ama fragmani kaybettik, umarim buluruz da buraya koyarim. 1 Mayis'tan onceydi bu, Nisan gibi Cefri bana fragmani gondermisti. Sanirim emniyet guclerinin kanina biraz biz girdik. Suclu hissediyorum kendimi. Cefri seni de suclu hissediyorum.

Toparliyamiyor ve yaziyi bitiriyorum. Azicik bilsem Iron Maiden'dan bir alinti yapar oyle bitirirdim yaziyi. Fakat ne yazsam yalan olacak. O sebeple:

Levent sen normal terimleri de bilmiyon!
Levent'le futbol izlemeye calisirken cildiran Ender



Ps: Isyerinden yazdigim icin Turkce karakterler kaynadi. Idare edin.
Ps: Subat ayindaki tatil durumu hassasiyetini koruyor. Tedbiri elden birakmayin.

Labels: , , , , , ,

13 July, 2008

Ölü oyuncaklar ve dahası

Canlarım,

Son zamanlarda yazdıklarımla ilgilenen kişilerin sayısında ciddi bir artış var, okuyucu kitlem genişledi. Her zamankinden çok kişiye sesleniyorum şu anda ve bunun haklı gururuyla kasılarak devam ediyorum bu yazıya.

Sizlerin de bildiği gibi bir süredir bir kültür sanattır gidiyor. Bu yazı da o serinin bir devamı olacak. Heyecan verici olayların olmadığı, rutinden rutine koştuğum şu günleri de sanata ve kültüre ayırmakta bir sorun görmüyorum. Benim okuyucum en iyisini hakeder (verdim gazı geldi mi?).

Evet sanırım sıra haberi vermeye geldi. Stella M. Trevez'in 4. kitabı olan "Ölü Oyuncaklar" ha çıktı ha çıkacak. Tanımayanlar için bir özet geçeyim hemen. Kendisi ilk kitabı olan "Ben 44 Yaşındayım Oğlum 53" ile 4. sıradan İngiltere listelerine giriş yapmıştı. Kitapta anlatılan doğa üstü, ürkütücü ve hatta insana "lan noluyo" diyip gece ışıklari yaktırıp oturtan (kendimi tenzih ediyorum ben korkmam, siz de bilirsiniz) ve gerçek hikaye sayesinde Stella M. Trevez kısa zamanda kendine bir hayran kitlesi oluşturmuştu. Anlatılan hikayeyi önceden kısmen bildiğim için de biraz fazla etkilenmiş olabilirim. Ona itirazım yok. Alın okuyun o kitabı da. Bayağı güzel..
Neyse yeni kitap demiştik. Arka kapakta yazdığına bakılırsa:

İki can dostun çocukluk duygularının yıllarla birlikte yıpranışını anlatan bu roman, genç bir kadının esrarengiz bir şekilde ortadan yok olmasıyla başlıyor.
Tutkulu bir aşkın, inanılmaz entrikaların ve ürkütücü bir ihtirasın iç içe geçtiği bu romanda gizemli bir maceraya tanık olacaksınız.

...deniyor. Esrarengiz kaybolmalar falan. Stella hanım bizi yine diken üstüne oturtacak anlaşılan. Evet kitaplarının bir kötü yanı var o da eline alıp yatağa girememen. Uyku öncesi olmuyor yani. Gerçi ben zebellah boğmuş adamım bana bir şey olmuyor da başkalarından duydum uyku kaçırdığını. Entrikadan ve ürkütücü ihtirastan ise gerçekten korakarım, mahveder adamı. Eylül gibi İstanbul'da olacağım, ondan önce ise kitabı almam zor gibi görünüyor. Spoiler veren olursa kalbini kırarım!

Diğer bir haber ise proje aşamasından beri takip ettiğim bir kitapla ilgili. Kitabın yazarlarından biri benim burada vıdı vıdısını yapıp durduğum, yeri geldikçe bağrıma bastığım, arada bir de itin g.tüne soktuğum Cefri (sayıyla Jeffrey). Kendisiyle tanıştığımızda bacak kadardık. Bu hep böyle duygusal havari bir çocuktu "vur ensesine al ekmeğini" tarzında (şaka lan şaka). İçimizde kitap yazacak biri varsa oydu yani. Sonunda o da oldu. 3-4 senedir bu kitap hakkında konuşuyorduk ve son haberlere göre kitap evleriyle görüşme aşamasına gelinmiş. Kitabın konsepti de çok ilginç. Cefri'nin yazdığı bölüm şiirlerden oluşuyor diğer bölüm ise çizimlerden. Zaman içinde şiirlerin bazılarını okuma fırsatım olmuştu ama çizimleri hiç görmedim henüz. Cefri'nin al bunu oku dediği şiirlerle ben tabiki dalga geçtim hep, sırf dağ hayvanı imajımı çizdirmemek için. Ama buradan itiraf ediyorum kendisine: her biri güzeldi, kitap olarak görmekten çok mutlu olacağım. (evet sayın okur, yazarımız burada kendisiyle hesaplaşıyor, gurbette biraz gevşedi sanırım). Detaylarını bilmeme rağmen bazı şeyleri sürpriz olarak sonraya bırakıyorum ama elimde bulunan şiirlerden birinden bir bölüm ekliyorum. Zira kitabın arka kapağı olmayacak. Huuuu evet biraz sızdırdım.

Tabanlarını yere vura vura koş ki
acı versin gidişin bile...
Geride bıraktıklarının değil,
gidişinin gerçekliğini hisset yüreğinde

Hep bir sözün olsun söyleyecek dilinde,
sen sus,
söyleme..
İnat olsun geçmişine...

Kitabın ismiyle ilgili bir çelişki var aklımda o yüzden aha budur diyemiyorum. Zamanı gelince kapak mapak adam gibi tanıtırım.

Yukarıdaki şiiri de alıntı yerine sayın. Gerçi Cefri'yle bu akşamki muhabbetimizden 8-10 tane babalar gibi alıntı çıkar ama yeri ve zamanı değil henüz, yazık günah. Gözlerinizden öpüyorum.

Labels: , , , , ,

11 July, 2008

Gidiyoruz

Kadim dostlarım,

Şu sıralar hakettiğim tatilin özlemiyle yanıp tutuşuyorum. Tezin bitişi manasına geldiği için de çok çabuk gelsin istemiyorum o tarih çünkü sıçışlardayım. Bu kadar saçmalık yeter.

Bu aralar sürekli tatil konusuna kafa patlattığım için kendi çapımda büyük aşamalar kaydedip öyle planlar yaptım ki öğleden sonrası için bile plan yapamayan ben...

(altyazı) ***flaş haber: Levent Emin Tüter çok ani bir kararla kontratını iptal edip İstanbul'a taşınmak üzere olduğunu gayrıresmi kanallar vasıtasıyla haber merkezimize duyurdu. Şubat 2009 sonuna kadar vizesi bulunan Levent bu zamanı gezmeye ayırmaya karar verdiğini de sözlerine ekledi. ***(/altyazı)

...büyük bir alkışı hakettiğime inanıyorum. Bu arada baaaoooov altyazıdan büyük haber geçti sayın seyirciler ne dersiniz ha? Ulan bir haber bu kadar cuk oturur. Tüter haber ajansına tam zamanında yetişen bu haberden dolayı buradan bir göz kırpıyorum. Zira bir yazıyla bu kadar ilgili bir haberi bu kadar doğru bir zamanda (ilk 3 noktayı koyduğum yerde haber akmaya başladı) göndermek ancak Allah'ın sevgili bir kuluna nasip olur. Bu kulun Levent olması da gerçek bir çelişki. Neyse konu dağıldı müdahale ediyorum.

Gençler HÜOO! Planlarıma göre büyük işler peşindeyiz. Bir tatil planı yaptım ki insan kendinden geçer. 2009 Şubat ayınızı abuk subuk şeylerle aman ha meşgul etmeyin, bana adayın, pişman olmayacaksınız. Şu anda bir gerilim havası yaratmak istediğimden dolayı detayları vermiyorum ancak dibimiz düşecek aklınızda tutun bunu. Bugün ofiste bütün gün bunla uğraştım ve bunu yapabileceğime yürekten inandım. "Şubat 2009'a daha çok var Mehmet, hayırdır inşallah acaba nedir?" tarzındaki soruları duyar gibi oldum. Bu kadar erken haber vermemin sebebi bayağı bir maddi kaynağa ihtiyacımızın olacağı. Bir fikir vermek gerekirse 10000 sek civarı bir mebla gerekecek diye düşünüyorum. E şimdi aklımda böyle bir şey varken de zamanında haber vereyim de ona göre pozisyon alsın herkes di mi ama?

İlk onayı Levent'ten aldım. Kendisi zaten gezmeye vakit ayırmaya niyetli olduğundan o tarihler arasında çalışsa bile geleceğini söyledi. Şu an kulağım Ender'de, o da bişeyler söylüyor da ben analamıyorum. Anlaşırız zaman var daha.

Durumlar böyle. Zaman geçtikçe çılgın planlarım hakkında detaylar sızabilir. Aman dikkat..

Gurbetteki arkadaşlarıma bile gurbetteyim
skype'ta Ender'e mızmızlanan bendeniz

ps: Levent'le ilgili haberler Levent'in onayı alınarak eklenmiştir. Daha detaylı bilgi için kendi güncesine sağ kanattaki linkten ulaşabilirsiniz.

Labels: , ,

09 July, 2008

Paatos

Canlarım benim,

Farkındayım buralar ziyadesiyle kültür sanat etkinlik köşesi tadını vermeye başladı (geçici bir durum, panik yok...) ancak burada bir diğer güzide gruptan bahsetmezsem kendimi affedemem. Bu grupla ilgili tüm krediyi buradan Levent Tüter arkadaşıma gönderiyorum. Kendi güncesinin linki sağ kanattan geçen hafta atağa kalkmıştı. Takip ederseniz Google'ı kullanmaktaki ustalığı ile sizi duvardan duvara vurduğunu göreceksiniz. Takip ediniz.

Evet efenim mevzuya gelirsek... Mevz-u bahis grup Paatos. İsveçli oldukalrından dolayı Påtos olmasından şüpheleniyorum. Şu ana kadar Levent bir albümünü gönderdi bana (ikinciyi gönderiyorum abi deyip away de oldu. Olmamış sayıyorum). Albümün adı Timeloss. Sözler bir İsveçce şarkı dışında İngilizce yazılmış. Dinlediğim albüm bana anında Lamb'i hatırlattı, özellikle vokal. Son şarkının ilk bir kaç saniyesi ise "anam EST" havasında geçti. Ancak dinlemeden araştıranlar progressive rock gibi bir tanımlamayla karşılaşabilriler. Tekrar uyarıyorum. Wikipedia gerçek bir bilgi kaynağı değildir. Senin benim gibi adamların işidir. Gipsypedia var bir de o konu başka yazıya kalsın...

Belki benim dinlediğim albüm diğerlerinden farklı olabilir. Bilemiyorum. Ama şu ana kadar dinlediğim hoşuma gitti. Levent Rezidans bu albumu sık sık çalsın, ben ordayken Fear Factory ve adını bilmediğim binbir allahsız grup playlistten çıkarılsın.

Alıntı bayağıdır aklımda. Albümü otobüste ilk dinlediğimden beri. Buyurun:

My body's laying torn apart
How could you do this from your heart
Paatos


07 July, 2008

Porcupine Tree

Sevgili izleyenler ve degerli konuklar,

Bu firsati hepinizin huzurunda buradan Cagdas arkadasima tesekkur etmek icin yarattim. Kendisinin playlistini kurcalarken (gerci kurcalamaya gerek yok listenin en tepesinde kabak gibi duruyor) Porcupine Tree adli grupla karsilastim. En tepede oldugu icin de indirdim dinledim. Hala dinliyorum. Duramiyorum. Aradigim yeni tat buymus sanirim. Hayranlikla karisik kiskandim hatta, zira muzik yapsam boyle olmasini isterdim. Iddiali aciklmalar bunlar.

Su ana kadar iki albumlerini dinledim ama soylenene bakilirsa yaptiklari muzik seneler icinde cok degismis. Geri kalan albumlerinden de gayet umitliyim.

Neyse bu yaziyi bir gazla ofisten yazdigim icin biraz kisa olmasi lazim. Gerci uzadi. Kesiyorum lafi. In Absentia adli albumun sonuna bir nokta gibi konmus albumun cizgisinden cok farkli bu sarkiyla:
--------------------------------------------------------
Collapse the Light Into Earth

I won't shiver in the cold
I won't let the shadows take their toll
I won't cover my head in the dark
and I won't forget you when we part
collapse the light into earth
I won't heal given time
I won't try to change your mind
I won't feel better in the cold light of day
but I wouldn't stop you if you wanted to stay
collapse the light into earth
----------------------------------------------------------

Enternette yazilmis yorumlara baktim biraz. Kimisi batan gunese yazilmis diyor kimisi bir seri katilin son sozleri oldugunu soyluyor (Dream Theater gibi albumsel temalar mevcut, butun albumu dinleyip bir sonuca varilabiliyor). Buna benzer bikac farkli fikir var ama ben hangisi hic cozemedim gercekten.

06 July, 2008

Hukşat!

Note: Eventhough Çağdaş the bastard made this blog somewhat famous on an international level, the official communication will still occur in turkish for the time being and you won't understand shit. But if you really want me to write in any language that you will understand you just have to insist. I will most probably say sure or yes or anything like that trying not to break any hearts. Yes I am sensitive and caring.

Değerli izleyenler,

Bu hafta başı beni Oslo'lu yapan boş mukaveleye imzamı attım. Tek dileğim vatana millete ve Fenerbahçe'ye hayırlı olması. Müdürün dediğine bakılırsa birkaç senemi burada geçireceğim. Dünya'nın çeşitli yerlerindeki hayranlarıma üzülerek bildiririm. Konuyu toparlarsak sadece bir yerde olabiliyorum ve bulunduğum yerde ikamet etmeyenlerden özür diliyorum.

Hafta içi evde ufak çaplı bir panik havası vardı, sebebi de bizim frankın ablasının bizi ziyareti. Kızı bir görseniz. Yavrum nasıl cici, nasıl şeker. Ben bağlantıyı kuramadım. Neyse kızcağız burdayken bol bol içki içildi (nasıl oldu anlamadım benim alkolle pek aram yok) gezildi tozuldu. Fotoğraf çekilmedi gene. Belgeleme konusundaki eksiklerimle ilgileniyorum bunlar düzelmeyecek sorunlar değil.

Başka bahsetmeye değer ne vaaaar? Hmm.. Hah! Bu cuma basket oynarken kolumdaki bir kirişi yırtmışım/zedelemişim. Frankın ablası öyle dedi. Kendisi doktor. 3 hafta spor yapmayı yasakladı. Böylece spor yapmamı istemeyen doktor sayısı 2'ye çıkmış oldu. Belki bu bir işaret. Bilmiyorum. İsmet Badem'in de dediği gibi 3 hafta basketbol için uzun bir süre. O kadar bekleyemem. Bu konuyla ilgili kararımı yarın spor salonunda vereceğim sanırım. Beni sakatlayan adamın dayak komasına girdiğini ve şu an hastanede olduğunu söylememe gerek yok herhalde.

İsmet Badem'den alıntı yaptım istemeden. İstemeden dememin sebebi İsmet Badem'den olması değil, yazının bittiğini düşündürmek istemediğim için. Ama neyse, canım sıkıldı daha fazla yazamayacağım zaten. Konu basketten açılmışken:

O Tanyeviç hep kenara geliyo!
Kaan Kural

eXTReMe Tracker